“Ol”mak…


Parktaydım.

Belli ki parka hayatında ilk kez gelen, sanırım 3 yaş civarındaki bir kız çocuğu ile annesi ve babası, kaydırağın olduğu yere doğru ilerlediler.

 

Kız bir süre oynayan çocuklara bakındı. Kaydıraktan kayıyorlar, koşturuyorlardı.

Araştıran ve anlamaya çalışan gözlerle biraz onları inceledi.

Sonra kaydırağa çıkmak üzere merdiven tarafına doğru yöneldi.

Anne ve baba da arkasından onu takip ettiler.

Bir sosyolog olarak çok iyi biliyorum;

bu kız çocuğu orada parkta var olmaya çalışıyordu.

O kaydırak ve civarında eğlenen çocuklar ilgisini çekmiş; onlar gibi ‘ol’up ‘ol’amayacağını denemeye karar vermişti.

Bir insanın yaşamdaki temel mücadelesi ‘ol’maktır.

Kendi olmak, biz olmak, insan olmak, vatandaş olmak…

Uzatılabilir, öğrenci olmak, anne ya da baba olmak, mühendis olmak, doktor olmak, işçi olmak vb…

Kısacası kendi yaşamında kendi olarak var olmak…

[ads1]

Çalışmalarımız şunu gösteriyor; bir insanın önce kendisi olmayı öğrenmesi gerekiyor.

Kendi olmayı öğrenememiş bir birey, ne biz olmayı, ne insan olmayı, ne de diğerlerini becerebiliyor.

 

‘Kendi olmak’ ne demek; kendi seçimlerini yapmak, kendi ideallerini ve değerlerini belirlemek, kendi yaşamına anlam ve coşku veren şeyleri keşfetmek ve bunların peşinde gitmek, uğruna mücadele etmek, emek vermek…

 

İşte bu parktaki kız çocuğu tam da o an ‘kendi olma’nın ilk adımlarını atıyordu.

Kendine küçük bir hedef belirlemişti; “Ben de kayacağım o kaydıraktan.”

Ve o hedefe doğru adımlarını atmaya başlamıştı.

Emek veriyordu yani, mücadeleye başlamıştı.

Buna izin verilen bir ailede ve ortamda büyürse, yaşamının daha büyük hedeflerini de keşfedecek ve o hedefler için daha büyük mücadelelere girişecektir.

O parkta işte bunun ilk antrenmanlarından birini yapıyordu.

Bu türden kendi olabilmiş, kendi ideallerini seçmesine izin verilmiş çocukların yetiştiği toplum sağlıklıdır.

[ads1]

Kendisine dışarıdan, çevreden, ana babasından dayatılmış ideal ve hedeflerle büyüyen çocukların toplumu ise sağlıksızdır.

O gün o parkta, o aile bu kız çocuğunun kendi olmasına izin vererek sağlıklı bir toplumun yetişmesine katkıda bulunuyorlardı.

Kız kaydırağın merdivenlerine doğru yürüdü ve ilk basamağa adımını biraz acemice atıp, tırabzanı eli ile tuttu.

Kısacık durakladı.

Çünkü öğrenmesi gerekiyordu; bu yeni beceriyi, bu yabancı araç gereç ortamında, bu hiç tanımadığı insanlar arasında ve hiç bilmediği bir yerde tüm bunlar nasıl yapılır, o merdivenden nasıl çıkılır, öğrenmesi, anlaması, becermesi gerekiyordu.

Bunun için denemeler yapmak için zamana ihtiyacı vardı.

İşte o nedenle biraz duraksadı.

[ads1]

Tam o sırada anne kaydırağın ön tarafına geçti.

Baba da kızı koltuk altından tuttu ve kaydırağın en tepesine kadar çıkardı, yüzü kaydırağa bakacak biçimde kızı o son basamağa koydu.

Kız çocuğu ağlar gibi bir sesle “eeeeeeeee” diye bağırdı.

Sanıyorum baba kızın korktuğunu düşündü ve kızı tekrar koltuk altlarından alarak, merdivenden aşağı indi.

Toprağa koydu.

 

İşte tam bu sırada muazzam bir şey oldu:

Kız gene “eeee” diyerek, babasının bacakları arasından, arkadaki merdivene doğru yöneldi.

Bu sefer daha hızlı biçimde adımını attı, tırabzanı da hızla tuttu ve babasına baktı.

Kız babasına şunu söylüyordu:

“Baba lütfen ‘ol’mama izin ver, ben kendim seçtim buna izin verdin, ama şimdi benim yapmama da izin ver ki ben tam ‘ol’ayım. Tamamlanayım. Bırak ben kendi zaferimi kendim inşa edeyim.”

Bir hedef düşünün, bu hedefi koymuşsunuz, ama birileri size pat diye o hedefi sağlıyor, hop diye o hedefi önünüze koyuyor, o hedefin kıymeti ne kadar olur gözünüzde.

O hedefi sizin emek vererek yerine getirmenizle aynı doyumu aynı zevki sağlar mı?

Çalışmalar sağlamadığını gösteriyor.

Hedefi için kendi mücadelemiz, olmamızı, tam olmamızı sağlıyor.

O nedenle de hem yüzümüz hem de ruhumuz gülüyor.

Dutu ağaca tırmanıp dalından yemek mi daha zevklidir, yoksa manavdan alıp yemek mi?

Bir de düşünün, çocuklarının kendi hedeflerini seçmesine izin vermeyen ana-babalar çocuklarının ruhlarından, kalplerinden ve hayatlarından neleri çalmış oluyorlar?

Olmak, kendi hedeflerini koyabilmek ve o hedefler için çabalamakla yakından ilişkilidir.

[ads1]

İşte bu düşüncelerle babaya bakıyordum, acaba ne yapacaktı?

Belli ki bunların farkında olan biriydi.

Çocuğuna gülümseyerek baktı.

Hiç ellemedi, kızının kendisi olmasına, kendi hedeflerini seçmesine ve onlar için mücadele etmesine izin verdi.

Çocuk artık rahattı, adım adım o merdiveni çıktı.

Deminki belki on saniye sürmüştü, bu sefer belki iki dakika sürdü.

Ama kız o son basamağa çıkınca babasına öyle bir baktı ki…

Bu; kendi olmuş, mücadelesini kendi vermiş bir insanın gururunu taşıyan, coşkulu ve güçlü bir bakıştı.

Kız işte şimdi gerçek anlamda yaşamaya başlamıştı.

Sonra da kendini kaydırağa bıraktı.

 

Nurdoğan Arkış

Eğitici ve Bilgilendirici diğer yazılardan haberdar olmak için facebook sayfamızı beğenmeyi unutmayın…

Sosyal Dünya

[ads1]


Send this to a friend