Küçük şeyler…


Biri “Şunca yıllık ömründe en mutlu olduğun zaman hangisi?” diye sorsa ne dersin?

 

Ya kaymaklı dondurma yediğin, ya çok içten güldüğün, ya birine sarıldığın, ya birinin başını şefkatle okşadığı, okşarken de kalbine usulca iki kelime bıraktığı andır.

En mutlu olduğun zaman öyle bir gün, bir hafta, bir ay değil toplasan birkaç saniyedir.

 

Biz bu dünyada bizi mutlu eden o anlar için yaşıyoruz, gerisi hep hikâye.

Bize yaşama gücü veren, o güzel anların tekrar etme ihtimali.

İmkânların çerçevesine sığdırdığın mutluluklar…

Bir fincan köpüklü kahve,  telefonun ucunda duyduğun ses, kapı gölgeliğine attığın sandalyede serin serin ettiğin iki çift laf, sardunyalarının patlayan tomurcukları.

 

Değer biçemeyeceğin şeyler…

[ads1]

Bizi en çok sevindiren, mutlu eden hep kısacık anlar.

 

Ne yaparsak yapalım, Facebooklarda Instagramlarda Twitter’larda bizi kaç kişi beğenirse beğensin, çok ama çok ünlü olalım, herkesler bizi tanısın, günün sonunda bizi mutlu eden tek bir kişiden aldığımız sıcacık bir tebessüm.

 

Aradığımız bir parça huzur, neşe, kendi halindelik, kimsenin dönüp bakmadığı yerde.

 

En güzel yollar ışıklı ana caddeler değil, en çok iki kişinin yanyana yürüyebildiği ara sokaklar.

En güzel dondurmalar, turşular bu sokaklardaki dükkânlarda.

En güzel daire, manzaralı sinekkaydı olan değil, mutfak karoları hafif yamuk, penceresi sakin bir avluya açılan.

En lezzetli yemekler, üç-beş masalı, sahibinin de oturup pişirdiğini yediği lokantalarda.

 

Gerçek yaşam, huzur, gördüğünün bildiğinin gerisinde.

 

Herkesin baktığı yerde bir şey yok.

[ads1]

En iyi filmler, en yakışıklı erkeklerle en güzel kadınların oynadığı çok görülenler değil, sana bana benzeyen normal insanların oynadıkları.

 En güzel yemek tarifleri kapaktakiler değil, arka sayfadakiler.

 

En ilginç hikayeleri olanlar hep arka sıradakiler.

 

En güzel fotoğraflar fotoşop yapılmayanlar.

 

En iyi kokoreç gece ondan sonra hastanenin köşesine gelen arabada.

 

Nefis köfte-ekmek, taksi durağının yanındaki derme çatma kulübede.

 

Mutluluk, farkında olmadan aklımızın bir kenarına kaydettiğimiz detaylar.

[ads1]

Gün ağarırken içine yaşama sevinci dolduran kuşlar. 

 

Pencereden içeri dolan sokak, yolda yürürken içine çektiğin sabah serinliği.

Sıcacık poğaça yanında yeni demlenmiş çay.

Simit kokusu… 

 

Bahar ılığına karışmış ıhlamur kokusu.

 

İskeleden ayaklarını sarkıtıp sudaki balıkları izlemeye koyulduğun an.

 

Göğsüne, gövdene doldurduğun tertemiz hava.

 

Tavadaki kızmış tereyağına kattığın bir tutam kırmızı biber.

 

Yaz sıcağında bir bardak suya bıraktığın bir çift buz.

[ads1]

Ömrümüzün en loş günlerinde, en zor virajlarında içine sığındığımız anlar var.

 

Bizi ayakta tutan onlar.

Evinden içeri girip çantanı yere bıraktığın an.

Yatağında kıvrılıp yorganını üzerine çektiğin an.

Bedeninin uyku kabul etmediği gecenin sabahında yine de doğan güneş.

Gökyüzünün karardığında yan yana dizilen birkaç yıldız.

 

Gerçekleşen isteklerin, vardığın hedefler, elde ettiklerin, en büyük başarıların değil.

Seni mutlu eden hep bu küçük şeyler, farkında olmadan es verdiğin anlar.

 

Perihan Özcan

 

Eğitici ve Bilgilendirici diğer yazılardan haberdar olmak için sayfamızı beğenmeyi unutmayın…

Sosyal Dünya

[ads1]


Share
Pin
WhatsApp
Tweet
+1
Email