YAZILAR

En çok neye vakit ayırıyorsanız…

Bir sene, 365 fırsat saklar içinde…

Bence, klişe diye burun kıvırdığımız çok önemli yaşam kurallarından biri.

Daha detaya inelim mi?

Her sabah gözümüzü açtığımızda 86.400 saniyemiz var geçirilecek.

Fransız yazar Marc Levy aynen şöyle sormuş :

-Her sabah, 86.400 dolarlık bir bütçeyle uyansanız, ve günün sonunda kullanmadığınız her bir kuruş geri alınsa, paranızı neye harcardınız?

Levy kardeş , yaşamı sihirli bir bankaya benzetiyor.

Diyor ki, “Bir katı kural var yalnız. Banka, sizi önceden hiç uyarmadan hesabınızı her an kapatabilir. Yani hayatınız her an bitebilir. İşte bunu bile bile yaşarken, ben olsam, paramın her bir kuruşunu mutluluğum için harcardım.“

[ads1]

Doğadan uzaklaştıkça, şehir hayatı, kapitalizm denen tek dişli canavar alıyor bizi çarklarının arasında, döndürdükçe döndürüyor.

O çarktan çıkıverdik mi, sarhoş yengeçler gibi sağa sola yalpaya yalpalaya nereye gittiğimizi görmeden ilerliyoruz.

Oysa bir silkinip düşünmek lazım.

 

24 saati, 86.400 saniyeyi, neyle harcıyoruz?

 

Bir sorun kendinize…

Ben kendime pek kızdım bu sorunun cevabını verirken..

Havaya savurduğum öyle çok zaman var ki…

Sevimsiz bir soru ama, bazen de başka türlü anlamıyoruz :

Bugün hayatınızın son günü olsaydı, ne yapardınız?

[ads1]

Masaya dökülen bir yemeğe , ya da okul servisine gecikti diye çocuğunuza kızar mıydınız?

Tıkanmış lavaboya, insanı deli eden İstanbul trafiğine aynı biçimde çıldırır mıydınız?

İş yerindeki amirinizin attığı fırça ne kadar önem taşır, eşinizin ütülemeyi unuttuğu gömlek veya atladığı evlilik yıl dönümü ne kadar umurunuzda olurdu?

Saçınızın bir türlü fön tutmaması, ya da ne bileyim tam efkarlanmışken sigara paketinizin boşalması ne kadar önemli olurdu? ( ki bence içmeyin şu mereti zaten..)

Her şeye yetişemiyorum diye şikayet ederken, aslında o “her şey”in ne kadar değerli olduğunu ve onlar olmasa hayatınızın ne kadar yavan geçeceğini anlar mıydınız acaba?

Şu anda “365’te 1” şansınızı kullanacağınız zamandayız.

Bunu düşününce aklınıza ne yapmak geliyor?

[ads1]

O 86.400 saniyeyi bilinçsizce, kuşlara darı atar gibi savurmak yerine, her anını seçerek harcasanız ne yapıyor olurdunuz?

 

İş güç diyeceksiniz, biliyorum.

Sıra gelmiyor diyeceksiniz.

İş güç devam etsin.

Ama mesela sabah evden çıkarken birinin kalbini kırdıysanız, açın telefonu gönlünü alın bence.

Ne zamandır içinizden geçirip de bir türlü aramadığınız arkadaşınızı şimdi, bu yazıyı okumayı bitirince arayın.

Çocuğunuzla yeterince vakit geçiremediğinize mi üzülüyorsunuz?

İşten yarım saat, yok yok bugün hava yağmurlu; bir saat önce çıkın, kapıdan girince doğru odasına girip onu bir güzel kucaklayın.

Anneniz babanız hayatta ise daha sık yoklayın.

[ads1]

Kendinize vakit mi ayıramıyorsunuz?

Bugün başlayın.

Bir gül koklayın, kahveyi sevdiğiniz yerden taze çekilmiş alın, yağmur kokusunu içinize çeke çeke dolaşın, ekmeğinizi marketten değil de, bir fırından alın taze taze, akşama en sevdiğiniz yemek ne ise onu yiyin.

Balık mevsimi geldi mesela, çıtır çıtır bir hamsiye ne dersiniz?

Yanında roka salatası ile…

Üstüne biraz beyaz peynir rendesi?

Hmm?

Biraz açıldık mı?  

 

Kendinize bir sorun,

“Beni en çok ne mutlu ediyor ve ona yeterince zaman ayırabiliyor muyum?” 

 

Kitap okumak mı, deniz kenarında yürümek mi, yakın bir dostla geçmişten bahsedip saçma sapan şeylere bininci defa gülmek mi, çocuğunuza sarılıp uyumak mı, sevgilinizle el ele amaçsızca yürümek mi, eskiden çok sevdiğiniz o şarkıyı bangır bangır dinlemek mi, her neyse…

[ads1]

Geçenlerde Emin Çapa’nın çok güzel bir konuşmasını dinledim TED İstanbul’da.

Diyor ki, “Taş devrinde siz öldükten sonra kimse sizi hatırlamazdı. Tarihten silinirdiniz. Çünkü kitap yok, fotoğraf yok, defter kalem yok.Teknoloji yok. Şimdi ise imkanlar adeta sınırsız.”

Peki bizler, yaşamda nasıl bir iz bırakıyoruz?

Hak vaki olup da “attaya“ gittiğimizde, kalan sevdiklerimiz bizi nasıl hatırlayacaklar?

Hangi özelliğimizi söyleyecekler arkamızdan?

Veya başka türlü sorayım, sessiz gemiye binip de o bilinmeyen aleme gittiğinizde nasıl anılmak isterdiniz?

Peki, ona göre yaşıyor musunuz?

Ben size söyleyeyim.

En çok neye vakit ayırıyorsanız öyle hatırlanacaksınız. 

Yani ilerde yakınlarınıza miras diye selfie’ler, twitter mesajları, sosyal medya paylaşımları bırakacak değilsiniz.

[ads1]

Hatırlayın kendi sevdiklerinizi.

Onları kaybedince en değerli şey, anılarınız oluyor.

Dedemi beni salıncakta sallarken, veya eflatun güllerinin üstündeki çiğ tanelerini bana gösterirken hatırlıyorum.

Babaannemi , o pamuk beyazı saçlarını örmeme izin verirken…

Anneannemi her derdime derman olurken hatırlıyorum, ve bahçede birlikte dört yapraklı yonca ararken…

Babamı küçücük ayaklarımla ayaklarının üstüne basarak dans ederken hatırlıyorum.

Sizi kim nasıl hatırlayacak?

Füruğ Ferruhzad, İranlı bir şair,

“Kuş ölür” demiş. “Sen uçuşu hatırla”.

Uçuşun farkında mısınız?

 

Bige Güven Kızılay

Eğitici ve Bilgilendirici diğer yazılardan haberdar olmak için sayfamızı beğenmeyi unutmayın…

Sosyal Dünya

[ads1]

Facebook Yorumları

PAYLAŞ