Bu kadar kolay unutmamalı…


Anneler genellikle;

Çocuklarını bebeklikten itibaren “konuşmaya” teşvik ederler.

Onların konuşacakları günlerin özlemini iple çekerler.

Bir an önce onları konuşturmak için “yoğun” çaba sarf ederler.

Hatta öyle ki, zamanı geldiği halde konuşması “azıcık” geciken çocuklarını hangi uzmana götürsek diye günlerce kara kara düşünürler.

 

Bu konuda çocuklarına şöyle seslenirler:

– Ah be yavrum, konuştuğunu bir görsem,

– Sıkıntını, meramını, derdini bir anlatabilsen,

– Acaba Allah bana o günleri gösterecek mi?

– Ne istediğini söyleyebilsen keşke… diye, onların konuşabilecekleri günleri büyük bir özlemle beklerler.

 

Sonra;

Çocukları konuşmaya, derdini anlatmaya, sorunlarını dile getirmeye, arzularını annelerine iletmeye; düşündüklerini, hayallerini, gün boyu yaşadıklarını, yaşamak istediklerini bülbül gibi şakıyarak anlatmaya başladıkları çocuklarına karşı ebeveynlerin tavırları “birden bire” değişmeye başlar.

 

Genel olarak 5 yaşından ve de özellikle okul çağından itibaren ayni çocuklarını “susturabilmek” için inanılmaz bir çabanın içine girerler.

 

Örneğin:

– Yeter kızım, bi sus Allah aşkına.

– Kapa çeneni.

– Oğlum, susar mısın lütfen…bak babanla konuşuyorum.

– Sus artık evladın…laf kaldıracak halim yok.

– Tamam ama…ne dediğini anladım. Sus şimdi.

– Çocuklar, kesin şamatayı…televizyon izliyorum… vs.

 

Kıymetli anneler, babalar;

Ne oldu?

Kaç asır geçti ki çocuklarınızın meramlarını anlatmalarını istediğiniz günlerin üzerinden?

Bakın, sizin bir zamanlar ısrarla üzerinde durduğunuz beklentilerinize ne güzel de karşılık veriyorlar.

Sözünüzden dönmeniz size çocuklarınız adına hiç mi hiç şık olmaz.

 

Dr. Yaşar Kuru

Diğer paylaşımlarımızdan haberdar olmak için facebook sayfamızı beğenmeyi unutmayın…

Sosyal Dünya


Send this to a friend