Bin aynalı oda…

420

Çok uzaklarda bir yerlerde, içinde bin aynanın olduğu bir oda olan bir tapınak varmış.

Bir gün, nasıl olmuşsa, bir köpek tapınakta kaybolmuş ve bu odaya gelmiş.

Kendinden bin tane birden görünce düşmanı zannettiği görüntülere karşı havlamaya başlamış.

Bu havlamalar ve diş göstermeler kendisine bin katı geri dönüyormuş.

Köpek daha da saldırganlaşmış. Gittikçe kontrolden çıkmış ve sonunda, öfkeden oracıkta ölüvermiş.

Bir süre sonra başka bir köpek daha tapınakta kaybolmuş ve aynı aynalı odaya gelmiş.

Bu köpek de diğeri gibi etrafının bin tane köpekle çevrili olduğunu sanmış.

Sevinç içinde onlara doğru kuyruğunu sallamış ve bu ona bin adet neşeli kuyruk sallaması olarak geri dönmüş.

Köpek mutlu ve cesur bir şekilde tapınaktan çıkış yolunu bulmuş.

Hayatımızda karşımıza çıkan her insan, her durum, her olay; bize birşey öğretiyor.Hepsi aslında düşüncelerimizin yani bizim yansımamız.

Hikayedeki ilk köpekte olduğu gibi; hayatımıza giren, bizi üzen bir eş, bir kayınvalide, bir kayınpeder, bir gelin, bir arkadaş, bir patron (eğer daha derin düşünebilirsek ) bize, diğer yanımızı gösteriyor.

Belki de herkesten sakladığımız, kendimizden gizlediğimiz, söyleyemediğimiz ya da farkında bile olmadığımız yanımızı gösteriyor.

Birine, bir duruma, bir olaya öfkelendiysek düşünelim:

“Bu kişi ya da durum; benim hangi yönümü bana gösteriyor, bana ne anlatmaya çalışıyor?

Hangi gizli yanımı açığa çıkarıyor?

Hangi duygumu tetikliyor?

Aldatılmışlık hissi mi?

Aptal yerine konmak mı?

İkinci plana itilmek mi?

Saygısızlık mı?

Haksızlığa uğramak mı?

Değersizlik duygusu oluşturmak mı?

Adaletsizlik mi?

Yetersizlik duygusu oluşturmak mı? (Bu soruları daha da çoğaltabiliriz).

Bilinçaltımda bu duyguyla alakalı neler var?

Bu duyguyu ilk ne zaman hissettim?

Hangi kodlarım bulunuyor?

Hangi kök inancım bunu yaratmış olabilir?”
Bunları düşünmeden, karşıdakine öfkelememiz, ah etmemiz, beddua etmemiz, bizi sadece üzer, yorar, hatta hasta eder.

Birilerine işaret parmağımızı uzatıp “Her şey senin yüzünden!” der ve suçlarsak; o birilerinin değişimini beklersek, daha çok bekleriz.

Değişimi karşıdan beklersek, 1000 yıl da geçse değişmezler.

 

Tabi o kadar ömrümüz varsa  

Değişim bizden başlar…

1986 da ilk kişisel gelişim kitapları okumaya başladığımda, kitabın birinde bir yazı dikkatimi çekmişti.

“Siz değişirseniz, dünya değişir”

Kendi kendime şunu demiştim:

“Nasıl yani? Karşımdaki kişi değişmiyor; hep aynı… Değişimi de kabul etmiyor… Ben değişince dünya nasıl değişsin ki?”

O ilk yıllar bunun ne anlama geldiğini anlayamamıştım.

Kitapta da bunun nasıl mümkün olacağı açıklanmamıştı; belki de o dönemler benim farkındalığım açılmamıştı.

Kitaplar bakış açınızı bir nebze olsun değiştiriyor, farkındalık oluşturuyor.

Ama bu eğitimlerin içine girdiğinizde, kendi hayatınızın tamamen değiştiğini; danışanlarınızla çalıştığınızda, onların da hayatında tıpkı kendinizdeki gibi çok büyük olumlu değişimlerin gerçekleştiğini gözlemleyebiliyorsunuz…

Muhteşem bir duygu… 

Neye inanırsanız, ne isterseniz onu çekiyorsunuz hayatınıza…

Hayatınızdaki olumsuzluklar varsa eğer; önce bu inançlar, kodlar neler onu tespit edin.

Onları değiştirin. Düşüncenizi değiştirin. Düşüncenizi değiştirmek, kendinizi değiştirmek demektir. Olaya başka açıdan bakmak demektir. Sırtınızdaki yüklerden kurtulmak demektir… Sadece rol arkadaşlarınızın değiştiği; ama hep bir şekilde tekrarlayan, birbirine benzeyen, sizi üzen, yoran olaylar, durumlardan kurtulmak demektir.

Eğer hayatınız değişsin istiyorsanız, bunun için bir adım atın.

Tek bir adım…

Tıpkı bebekken; o merakla, o heyecanla ilk adımı attığınız ve arkasından da ısrarla yürümeye başladığınız gibi…

Sevgiyle kalın…

Ayşegül Özkonak 

Kişisel Gelişim Danışmanı

——————–

Aşağıdan diğer faydalı içeriklere göz atabilirsiniz…

Facebook Yorumları