Anne özlemi…

239

Anne’m; bütün anneler güzeldir derdin ya, doğru olduğunu annesi gitmiş pek çok çocukla tanıştığımda öğrendim.

Kimisi 9, kimisi 39, kimisi 16 yaşındaydı, hatta biri vardı, tam 63 yaşındaydı…

Hepimiz annesiz çocuklardık, babası ölenler (büyümüşse) öksüz olmuyorlarmış da annesi gidenler 30’larında bile olsa yetim kalıyorlarmış anne…

Sen ne güzel bir hayat yaşadın anne.

Önce babama, sonra ablama sonra bana sahip oldun.

Ne acılar çektin anne, kimse bilmez, kendine sakladın.

Bizim için de en zoru, seni saklamaktı anne, her şey gitti, bir kokun kaldı.

Sahi o koku, ne zaman gider anne?

Ben seni hayatım boyunca “ev hanımı” sanmıştım

Ne büyük yanılgı!

Bir annenin, aynı anda hem “doktor” (her hastalandığımda), hem “öğretmen” (bana zorla coğrafya çalıştırdığında), hem “psikolog” (başımı binbir dertle her göğsüne yasladığımda), hem “avukat” (birisi hakkımı yediğinde), hem “dedektif” (sigara içip içmediğimi, hatta madde bağımlısı olup olmadığımı türlü numaralarla kontrol ettiğinde) anlayamadım anne, sen gidince anladım.

Üstelik bir kampusü bile olmayan, dünyanın en zor bölümünden mezunmuşsun sen, annelik okulundan…

Bir anne gidince, hiç bir şey eskisi gibi olmuyormuş.

Sen daha hastanedeyken başladı dünya eskisi gibi olmamaya.

Yoğun bakımın önünde, arabanın içinde beklediğimiz o gecelerde belliydi, dünyanın artık eskisi kadar güllük gülistanlık olmayacağı.

Hep kaynayan çaydanlığın feri sönmüştü ve sen gidiyordun.

Sensiz içtiğimiz her çayın önceleri zehir gibi, sonra sonra buruk bir tadı olacaktı ve biz henüz bunu bilmiyorduk.

Senin ve babamın, beni büyüttüğü şehirde daha fazla duramayacağımı bilmiyordum o günlerde henüz.

Önce babam, sonra sen gittin ve ben babamın doğup büyüdüğü, senin babamla tanıştığın o büyük şehre taşındım.

Belki iyi gelir diye. İyi geldi anne…

Çünkü insan öyle günlerde, sadece kendine iyi gelecek bir yer arıyor.

Çocuğu giden annelerle, annesi giden çocuklar bir süre umutsuzca arıyor o yeri.

Bazı şanslılar buluyor, bazıları hep kalbinde taşıyor, evini sırtında taşıyan kaplumbağalar gibi.

Ben buldum o yeri anne.

Üst katta dünya tatlısı komşularım, her pazar birlikte kahvaltı ettiğimiz bir apartmanım, bahçeye bakan küçücük bir evim var…

Hayattaki en büyük hediye, anne nefesi!

Şimdi bu yazıyı okuyan bir sürü insan var anne…

Hani derdin ya bana, “kimse okumazsa ben okurum kızım üzülme sen” diye, ben de şimdi diyorum ki, kimse sarılmazsa annenize siz sarılın.

Koklaya koklaya öpün.

Elini bugün hiç bırakmayın.

İçimi bu kadar döktüğüm için de kusuruma bakmayın.

Senden son bir isteğim var anne.

Cennettesin biliyorum, belki babamı bile bulmuşsundur.

Söyle oradaki yüksek makamlara, gitmeyen anne yapsınlar.

Yerini hiç bir şey doldurmuyor çünkü…

Bahar Akıncı

Diğer paylaşımlarımız için facebook sayfamızı takip edebilirsiniz.

Facebook Yorumları